Beynimiz şimdilik kapalı bir kutu. Ancak yakın gelecekte internete doğrudan erişip etkileşim kurabilen bir organa dönüşecek.

insan-beyin

İnsan beyni üzerinde ne kadar çok çalışılsa da büyük bir muamma. Ancak, sahip olduğu gizemler bir bir ortadan kaldırılıyor. Beynimizin hangi bölümünün ne tür işlevleri olduğu, bunlar arasında iletişimin nasıl sağlandığı ve çok daha fazlası hakkında artık bilgi sahibiyiz.

Bununla birlikte, yakın gelecek bize yeni bir dünyanın kapılarını da açmaya hazırlanıyor: İnternete doğrudan bağlanabilen bir beyin! Filmlerde gördüğümüz, kafamızın üst kısmına yerleştirilmiş çeşit çeşit elektrodlarla erişim sağlamaya çalışan ya da çalışılan bir beyinden bahsetmiyorum. Doğrudan, küçük bir şırıngaya enjekte edilmiş nanobotlar aracılığıyla beynimizin kapasitesini yükselten bir teknoloji bu.

Bu yaklaşımı destekleyen bilim insanlarının ve uzmanların sayısı hızla artmakta. Örneğin Ray Kurzweil, Mart 2014’te TED Konferansı’nda yaptığı bir konuşmayı tamamen buna ayırmış durumda. Beynin nasıl işlediğine dair on yıllardır çalışan ve halen Google’ın mühendislik biriminin başında bulunan Kurzweil, yakın geleceği “hibrit düşünme” dönemi olarak ifade ediyor. Kurzweil’in tanımı şu şekilde:

“Söyleyecek akıllıca bir şeyler düşüneyim. Sadece üç saniyem var. Neokorteksimdeki 300 milyon modül bunun için yeterli olmayacak. Bir milyar daha fazlasına ihtiyacım var. Buna bulutta ulaşabileceğim. O zaman düşünmemiz biyolojik ve biyolojik olmayan hibrit bir düşünme olacak, ancak biyolojik olmayan kısmı benim artan geri dönüşler yasama tabi olacak. Katlanarak artacak şekilde büyüyecek.”

Benzer bir nanobot – kan dolaşımı – beyin üçlemesini dile getiren bir başka isimse 30 yıl önceden dokunmatik ekran dahil bugünün teknolojilerini doğru bilen Nicholas Negroponte. İnternetin kurucuları arasında gösterilen isim, Kurzweil ile aynı konferansta bunun nasıl gerçekleşeceğine dair detayları paylaşmıştı.

Bu yazdıklarımın gerçekleşebileceğinin bir diğer kanıtı ise “telepatik internet” çalışmaları. Şimdilik bir iki başarılı deneme dışında hayatımıza girmeyen telepatik internet, birbirinden binlerce kilometre uzakta olan insanların, internet üzerinden birbirlerinin beynine mesaj gönderebilmesini ifade ediyor. Çok mu uçuk geldi? O zaman bu kavramın okullarda zorunlu dersler arasına girmesinin beklendiğini eklemeliyim.

Beynimizi İnternete Açmak Neler Getirecek?

Burada iki senaryo var. İlkinden yani iyimser olandan başlayalım. İhtiyaç duyduğumuz hemen her bilgiye neredeyse anında erişebilmenin sağlayacağı faydalar. Örneğin ilk kez gittiğiniz bir binada çıkan yangının ortasındayken, binanın planlarına erişip dışarıya çıkan en kısa yolu öğrenmek hayatınızı kurtarabilir. Veya özenle hazırlandığınız bir konuşmada söyleyeceklerinizi unutmanız ya da o an emin olamadığınız bir bilgiyi söylemeden önce doğrulamanız da mümkün. Tabii bunlara gezdiğiniz şehre ait tüm turistik bilgilere cihaz gerektirmeksizin anlık erişimi ya da Alzheimer gibi hafıza kaybıyla birlikte anılan bir hastalığın tedavisini de ekleyebiliriz.

İkinci senaryo ise kötümserler. Bu tip bir yeniliğin gelmesini istemeyenlerin öne sürdüğü sebepler arasında elbette beynimizin hack’lenmesi, irademizi kontrol edemememiz ve bundan kaynaklanabilecek ekonomik ya da adli sorunların ortaya çıkmasını düşünebiliriz. Yani daha Hollywood’vari bir tanımla, “başkalarının kontrolünde olan robotlara” dönüşebiliriz. Mümkün mü? Evet, ama nasıl bilgisayarlarımıza DDoS vb. saldırılarda kullanılmaması, virüs bulaşmaması için güvenlik yazılımları yüklüyorsak beynimizi de bu tip bir güvenlik önlemiyle koruyabiliriz, hatta bu işi beynimiz doğrudan riskli bölgelere erişimi durdurarak da engelleyebilir. Ancak bu sefer de felç dahil ciddi hastalıkların ortaya çıkma ihtimali var. Bunu şimdilik bilemiyoruz, en azından beynimizle ilgili bildiklerimiz net bir yanıt verebilmek için yeterli değil.

Hollywood demişken yapay zeka, internet ve beyin üçlüsünü biraraya getiren Transcendence filminden de bahsetmek gerek. 2014 yapımı filmde Johnny Depp’in canlandırdığı Dr. Will Caster karakteri bu bileşimin etkilerini güzel bir şekilde yorumluyordu. Ölmek üzere olan bir yapay zeka uzmanı olan Dr. Caster’ın beyni, yapay zekaya hayat veren bir süper bilgisayarla birleştiriliyor ve Caster, internete eriştiği andan itibaren neredeyse tüm dünyayı kontrol edebiliyordu. Eğer bu konulara ilgi duyuyorsanız izlemenizi öneririm.

İyi, Kötü ve Teknolojik

Yukarıdaki soruların yanıtları henüz net olarak verilemese de ortak görüş, 2030’dan itibaren bu dönemin yaşanacağı. Nanobotlar, daha uzun yaşam süreleri, daha fazla teknolojik cihazla bütünleşmemiz, daha fazla erişim için çok fazla beklemek gerekmeyecek. Burada sormamız gereken asıl soru belki de şu:

İyi ve kötüyü ayırt edemeyen makineler ve yapay zeka, insan beyniyle birleştiğinde ya da etkileşim sağladığında iyi ve kötü, doğru ve yanlış nasıl tanımlanacak? Eğer sizin ya da çocuklarınızın kariyer planlarınızda hukuk varsa, hukuğun bu teknolojik dalında uzmanlaşabilir.